Kirlisin, kirli. Üstün toz toprak olmuş, umrunda değil. Neden olsun ki zaten. Yattığın yerden umutsuzca bakıyorsun etrafına. O kadar. İlgi göstermek istiyorum sana ama uzaksın. Bana değil sırf, her şeye. Sanki dokunsam, ellerimi kafanda dolaştırsam, seni mutlu etmeye çalışsam kafamı tırtıklı duvarda kıvılcım çıkana kadar sürteceksin. Derdin ne bilmiyorum. Beni ilgilendirmez, daha tanışmadık bile; diyorum ve devam ediyorum yoluma. Yanından geçerken hissettin galiba beni. Bu iyi bir şey hala hissedebiliyorsan eğer. Biraz rahatsız olup kaçıyorsun. Döndüğüm zaman hala oradasın. Ben geçerken kaldırdığın kafan aradan yarım saat geçmiş olmasına rağmen hala havada, hala rahatsız. Yelteniyorum sevmeye seni, belki mutlu olursun diyorum. Ve yanına bomba atmışlar gibi, yüzüne dokunsam ellerim yüzünü yakacakmış gibi kaçıyorsun benden. Neden? Uzun tüylerindeki çamurları toplasam, sana biraz bayat ekmek versem bundan mutsuz olamazdın halbuki.
Sana söyleyecek güzel sözlerim yok belki de, süslü kelimeler kullanamam ben. Biliyorsun beni. Bu hakkımı çok boş yerlere harcadım.
Beni ben kadar biliyorsun, zaten ben de kendimi bilmiyorum. Ne zamandır böyle, anlamak çok zor benim için. Günler birbirine karışacak eğer duvarımdaki çeteleler olmasa. Şimdi saydım da. 8 haftadır böyleymişim. Artık bıraktım kendimi. 2 kişiden başka kimseye bir şey anlatmıyorum -bu yazı da o ikisine, ucu açık.- Kapadım sanırım iyice kendimi. İnsanlara laf yetiştirmekten bıktım. Üste çıkmaya çalışmaktan bıktım. Susmanın sonsuz tadını çıkarıyorum. Çünkü biliyorum insanlara sustukça onlar da susacaklar. Gelen lafımın ne olduğunu düşünecekler. Ve ben gene susacağım.
Seninle susarım hatta. Susarız. Biliyorum susarak da anlaşırız biz. Tanıyorsun beni. Sen çekiyorsun beni bu durumdan zaten. Siz aslında.




